Erguvan Bayramı

ERGUVAN BAYRAMI HAKKINDA HERŞEY

 

Ahmet Hamdi Tanpınar:” Bu topraklarda gülden sonra bayramı yapılacak tek çiçek varsa o da erguvandır.” demişti. Eskiden bahar; Erguvan Bayramıyla karşılanırdı.

Erguvan Bayramı; Emir Sultan Hazretlerinin, her kesimden insanlar tarafından çok sevilmesinin ve Türk insanı üzerindeki derin etkisinin adeta topluma yansıması gibidir.

 

Kaynaklarda “Erguvan Cemiyeti, Erguvan Faslı, Erguvan Bayramı” gibi isimlerle geçen Erguvan Şenliği, bahar mevsiminin bütün yeşilliğiyle ortaya çıktığı, erguvanların olanca güzelliğiyle açtığı günlerde Emir Sultan, halîfe, derviş ve sevenlerinin Osmanlı Türkiye’sinin çeşitli bölgelerinden gelerek Bursa’da Emir Sultan Dergâhı’nda, iyi dilek ve temennilerle toplanmalarıdır.

 

Taşradan gelen bu insanlar Emir Sultan Hazretlerini ziyaret ediyorlar, dergâhta topluca zikr ediyor, sohbet dinliyor, şehir çevresine düzenlenen gezilere gidiyorlardı. Bir hafta kadar süren bu faslın, adını, o dönemde şehrin tepelerini, bağ ve bahçelerini bir gerdanlık gibi kuşatan ve rengârenk çiçekleriyle göz ve gönülleri adeta büyüleyen erguvanlardan aldı.

 

Evliyâ Çelebi, “senede bir defa Emir Sultan Hazretlerinin Erguvan Cemiyeti Faslı olup her taraftan deniz gibi insanlar toplanır ki, bu kalabalık cemiyeti anlatmakta kalem âcizdir. Böyle bir cemiyet ancak Emir Sultan sevgisiyle olur…” sözüyle bu tarihî bayrama tanıklık etmektedir.

 

Erguvan Faslı, ismiyle geçen bu şenlik, her sene bahar mevsiminde bir hafta sürüyordu. Bu cemiyet, Emir Sultan Hazretlerinin sağlığında 15. yüzyılda başlamış ve 19. yüzyıl sonuna kadar yaklaşık dört yüz yıl devam etmiştir.

 

Bir hafta süren bu manevî şenlik süresince gerek Emir Sultan dergâhında, gerekse öteki bazı dergâhlarda kalabalık katılımlarla dinî, toplumsal, kültürel konularda sohbetler yapılıyordu. Böylece, Emir Sultan’ın temsil ettiği tasavvuf ekolü olan Kübreviye ile Mevleviye ve Eşrefiye gibi farklı tasavvuf ekolleri arasında görüş alış-verişi ve o dönemlerin sivil kuruluşları sayılan tekke ve dergâhlar arasında iyi ilişkilerle toplum yararına bir çeşit beraberlik ortaya konuluyordu.

 

Eski devirler itibariyle Erguvan Faslı her meslekten ve yaştan çok sayıda insanın Bursa’da bir araya gelmelerini, tanışmalarını, kaynaşmalarını, yardımlaşmalarını, görüş alışverişinde bulunmalarını ve ortak duyguları paylaşmalarını simgelemektedir. Tarihî hadise her yönüyle tarihimize mal olmuş, medeniyet ve kültür dünyamızdaki yerini en güzel şekilde aldı. Bu gelenek, Yıldırım’da gelecek nesillere aktarılarak, yaşatılmaya devam edecek.

 

EŞREFİ ÇORBASI

 

Çorbanın öyküsü ile halk arasında Eşrefoğlu Rumi olarak bilinen Abdullah Rumi’nin öyküsü iç içe geçmiş.

 

Mısırlı bir aileye mensup Abdullah Rumi’yi tanımadan çorbayı anlamaya, onun öyküsünü dinlemeye imkân yok. Adından ziyade lâkabıyla tanınan Abdullah Rumi’nin babası ,  “Eşref ” ismiyle ünlenen, devrinin önemli birşairiydi.  Bu yüzden kendisi de önemli bir mutasavvıf ve halk şairi olmasına rağmen babasının adına izafe ederek “Eşrefzade” mahlasını kullandı.

 

Eğitimine medresede başlayan Eşrefoğlu Rumi, başarılarından dolayı danişmentlik (asistanlık) seviyesine yükseldi. Klasik din ilimlerinin teoride kaldığını, hayatın pratiğinde söz sahibi olmadığını görünce tasavvufa merak sardı.

Fıkıh, kelam, hadis kitaplarının yanında döneminin ünlü mutasavvıflarının da kitaplarını okumaya başladı. Bir taraftan da farklı tarikatların sohbet toplantılarına katılıyordu.

Bir gün, sabahın erken saatlerinde Bursa’da Çelebi Mehmed Han Medresesi etrafında dolaşırken, tanınmış  mutasavvıflardan Abdal Mehmet Efendi’ye uğradı. İnanışa göre bu sırada içinden “tasavvuftaki nasibim ne olacaksa bugün görünsün” diye geçiriyordu.

Eşrefzade’nin kalbinden geçirdikleri Abdal Mehmet’e “mâlum” oldu. Abdal bir anda Eşrefzade’ye dönerek, “Danişment (asistan) var git bize bir köfteli çorba getir” diye emretti. Bunun üzerine Eşrefoğlu Rumi, Abdal Mehmet’in isteğini yerine getirmek üzere çarşıya gitti. Ancak tüm aramalarına rağmen “köfteli çorba” bulamadı.

O gün için aşhanelerde bulduğu yegâne şey sade çorba olmuştu. Abdal Mehmet’in huzuruna eli boş dönmemek için de, bulduğu bir tas çorbayı aldı.

Abdal Mehmet’in derdi elbette “köfteli çorba” içmek değildi. Bir lokmayla bir gün geçiren, dünyadan geçmiş bir mutasavvıfın gönlüne çorbanın izi hiç düşmemişti. O, Eşrefoğlu Rumi’yi teslim almak istiyordu. bunun için de “köfteli çorba”yı kullanmıştı. Abdal Mehmet, önüne getirilen çorbadan bir kaşık alınca, içinde köfte olmadığını anladı. Sevecen bakışlarla yüzünü Eşrefzade Rumi’ye döndü; “danişment hani bunun köfteleri diye” sordu. Saygı duyduğu Abdal Mehmet’in isteğini yerine getiremeyen Eşrefzade ise büyük bir mahcubiyet içindeydi; “Efendim bugün çorbanın köftelisi bitmiş. İnşallah yarın köftelisini getireyim” dedi.

Bu cevaba hiç sesini çıkarmayan Abdal Mehmet Efendi, Eşrefzade’nin şaşkın bakışları arasında yanında duran çamurdan bir avuç aldı. Çamuru köfte gibi küçük parçalara ayırıp, çorbanın içine attı. Kaşığıyla karıştırdıktan sonra çorbayı Eşrefzade’ye uzattı ve “Ye bunu” dedi. Eşrefzade çorbaya kaşığını daldırdığında, Abdal Mehmet’in attığı küçük çamur parçalarının köfteye dönüşmüş olduğunu gördü.

Abdal Mehmet, Eşrefzade’yi sınamıştı. Büyük bir teslimiyetle sınavı geçen Eşrefzade Rumi’yi asıl şok eden ise Abdal Mehmet’in tekkeye gelmeden önce aklından geçenleri bilmesiydi. Abdal Mehmet, “Sen tasavvuf yoluna girmeyeceksin de kim girecek” sözüyle Eşrefzade Rumi’ye dervişlik yolunu açtı.

Eşrefzade yıllar sonra İznik’te şeyh olduğunda hâlâ o günü hatırlıyor, “Ah o Abdal Mehmet’in verdiği cennet yemeği çorba” diyerek özlemini dışa vuruyordu. Kadiri tarikatının Eşrefi kolu, bu olayı unutmamıştı. Her yıl Bursa’daki tekkelerinde Kurban ve Ramazan Bayramı’nın ikinci günleri büyük bir törenle “köfteli çorba” pişirildi.

Bu gelenek, hiç kesintisiz yüzyıllarca sürdü, günümüze kadar ulaştı. Cumhuriyet’in ilanından sonra dergâh ve tekkelerin kapatılmasının ardından bir süre törenlere ara verilse de, dar bir çevrede Abdullah Rumi’nin Eşrefzade’ye dönüşünün başlangıcı olan bu gün hiç unutulmadan yâd edildi.
Biz de Yıldırım belediyesi olarak bu geleneğe atfen Erguvan Bayramı’nda Eşrefi Çorbası (Köfteli Çorba) pişirip halkımıza ikram ettik.


ERGUVAN KOLONYASI

Emir Sultan hazretleri ile özdeşleşen Erguvan çiçeklerinden hazırlanmış kokunun adıdır. Yıldırım Belediyesi olarak biz de Emir Sultan Hazretleri’nin hatırasına hürmeten hazırlattığımız Erguvan Kolonyasını halkımıza hediye ettik.


ERGUVAN KİTABI

“Emir Sultan ve Erguvan Faslı , Prof Dr. Hüseyin ALGÜL ile Prof.Dr. Mustafa KARA tarafından , Buhara’nın İncisi,Ravza’nın temsilcisi,Bursa’nın birincisi Emir Sultan hazretlerinin hayatı ve  maneviyatını anlatmak için yazılan kitaptır. Yıldırım Belediyesi olarak biz de Emir Sultan Hazretleri’nin hatırasına hürmeten basımını sağladığımız 1000 adet “Emir Sultan ve Erguvan Faslı “ kitabını halkımıza  hediye ettik.


ERGUVAN ŞERBETİ

Bilindiği üzere Osmanlı mutfağı şerbetleriyle de ünlüdür. Romatizma ve sindirim sistemi gibi hastalıklara şifa olan Erguvan şerbeti de saray mutfağının vazgeçilmez şerbetleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu sebeple her yıl Erguvan çiçeklerinin açtığı bahar aylarında Bursa’da da Erguvan şerbeti yapılır ve halka ikram edilir. Yıldırım Belediyesi olarak biz de Emir Sultan Hazretleri’nin hatırasına hürmeten hazırlattığımız Erguvan Şerbetini halkımıza ikram ettik.


AKİF MEVLİDİ

İslamiyet’in kabulüyle yazılan ilk eserlerden itibaren Allah aşkı ve peygamber sevgisi işlenmeye başlanır, zamanla dinî edebî türler oluşur. Bu türlerden biri de Hz. Muhammed’e duyulan sevgiyi anlatan mevlitlerdir. 9. yüzyıldan bu yana 120’in üzerinde şairin mevlit yazdığı  bilinmektedir.

Anadolu’da en yaygın olarak bilinen mevlitlerden biri de Emir Sultan camii imamlarından Bursalı Muhammed Âkif Efendi tarafından kaleme alınan Mir’at-ı Muhammedî’dir. Halk arasında Akif’in Mevlidi olarak da bilinir. Yıldırım Belediyesi olarak biz de Erguvan Bayramı kapsamında Emir Sultan Hazretleri’nin ruhu şerifleri için Emir Sultan ve Ulucami imamlarının ,müezzinlerinin ve mevlidhanlarının katılımı ve katkısı ile AKİF’İN MEVLİDİ programını gerçekleştirdik.